“Yüce rabbimiz daha iyi tanışalım diye kavimler halinde yarattığı
bizlerin ana dillerini emre aykırı
olarak yasaklayan zihniyet biz miyiz, yoksa onlar mı? Şah’ı çıkmış
kendini Tanrını kılıcı olarak
tanıtıyor, veziri kendini devletin koruyucusu ve sahibi gibi
görüyor diğeri halifelik postunu kurtarmak
adına kendini dinin sahibi ve temsilcisi olarak gösteriyor.
Oturdukları postların değişmez ve
değiştirilemez sahipleri olarak kendilerini ilelebet hükümran
görüyorlar. Hindistan sınırından Mısır’a
kadar uzanan toprakların hâkimiyetini kendilerine yetersiz gören bu
zatlar her nedense bu dağların
başında bulunan bir konak bir camiden oluşan yuvamızı bile bize çok
görüyorlar. Bize bu dağların
başında bile ibadet etme şansı tanımıyorlar. Yüz kişilik bir
inananlar grubuna yüzbinlerce askerle
saldırmayı içlerine sindirebiliyorlar. Biz Allah aşkıyla yanıp
tutuşurken onlar makam ateşinde
yanıyorlar. Biz inandığımıza bir an önce kavuşmak için cennet
yolunda canımızı seve seve verirken
onlar çok inandıklarını söyledikleri cennete gitmemek için dünyaya
çivi çakmaya gayret ediyorlar.
Şimdi sana soruyorum. Dünya görmüş, ilim tahsil etmiş, bilenlerin
sohbetine katılmış biri olarak bana
söyle: biz mi sapkınlık içindeyiz yoksa bizi sapkınlıkla itham
edenler mi yanlış yoldalar?”
***
Elinize
aldığınız bu romanda; annesi ve kardeşiyle köle pazarında satılan bir ğülamın,
eşsiz çizim
kabiliyeti ile
kudretli bir imparatorluğun tahtına, Şah’ın en yakınına dek uzanan uzun, gösterişli
ancak
bir o kadar da
meşakkatli serüvenine tanıklık edeceksiniz.
11. yüzyılda,
efsanevi Büyük Selçuklu İmparatorluğu’nun göz kamaştıran sarayında İmam Gazali,
Ömer Hayyam ve
Nizamülmülk gibi bilgeliklerin ışığında yükselen son derece yetenekli bir ğülamın
hikâyesine
yakından bakacaksınız! Ancak ustalıkla söylenmiş yalanlar, vaatler ve taht
oyunları üzerine
kurulu sarayın,
türlü entrikalarla örülü karanlık koridorlarında, gizli düşmanlar ve çıkar
çatışmalarıyla
yüzleşmek
zorunda kalan bir adamın hikâyesi bu… Yalnızca kâtiplik yetenekleriyle değil;
adalet
duygusu,
bilgelik ve içtenlik ile kazanılmış bir yükselişin hikâyesi bu…
Yazar Nihat
Ekinci, “Sultan Vuruldu” romanında; Bâtıniler, Tasavvufçular, Yahudiler, Şiiler
ve
Budistlerin bir
arada yaşadığı Büyük Selçuklu topraklarında; okuru İsfahan’dan Nişabur’a,
Semerkant’tan
Tus’a uzun ve soluksuz bir yolculuğa çıkarıyor.
- Stok Durumu: 100
- Yayınevi: Kil Yayınları
- Yazar: Nihat Ekinci
- Kağıt: 70 gr kitap kağıdı
- Sayfa: 283
- Dil: Türkçe
- Baskı: Eylül 2024
- ISBN: 978-625-95164-5-5
- Kapak: American Cilt 13,5 x19,5
- Yer: İzmir